H.z Adem ilk insan mı? H.z Adem ilk nerede yaratıldı? H.z Adem’in hayatı hakkında detaylı bir yazı….

Adem (A.S)

“Allah, Adem’i topraktan yarattı.”
“Sonra ona “ol” dedi, (can gelip) oluverdi.”
Adem (a.s.) ilk insandı, ilk peygamberdi. Evrende, Adem’den önce
yaratılmış melek ve cin adını taşıyan iki varlık daha vardı.?
Insan Varlığına İlk İtiraz…
İnsan olarak ve “halife” niteliğiyle yaratılacağı haber verilen Âdem’e, melekler karşı çıktı. Şöyle ki, Allah,
“-Yeryüzünde bir halife yaratacağım…
Melekler,
Orada bozgunculuk yapacak, kanlar akıtacak birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek yüceltiyor ve seni takdis ediyoruz, dediler.”
Meleklerin insan varlığına bu karşı çıkışının ve ileri sürdükleri gerekçenin anlamı neydi?
Bu üçüncü varlığın kendilerinde bulunmayan bir özellikle yaratılacağını anlamış olmalarıydı. Bu özellik, evrende Allah’a “halife” olmaktı.
Halifelik, Allah’a ait bir ruh taşıma imtiyazından doğmaktaydı.

Halifeliğe değer yarattığı insanı, meleklerin bu itirazı karşısında sonsuz kudretiyle koruyan da Allah’du.
“Sizin bilmediğinizi ben bilirim…!”
Meleklerin hususi itirazına Allah Teâla’nın bu umumi cevabı ne kadar
manalı; “Sizin bilmediğinizi ben bilirim…..”
“Allah, Adem’e her şeyin ismini öğretti. Sonra onları meleklere gösterdi.”
“-Eğer sözünüzde samimi iseniz, bunların isimlerini söyleyin banal.. dedi.
itiraz, imtihan getirmişti. Ne yapacaklardı şimdi? Yalan söyleyemezlerdi. Rastgele cevap veremezlerdi. İnat gösteremezlerdi. Çünkü melektiler. Melekçe bir yolu seçtiler;
“-Münezzehsin sen! Öğrettiğinden başka bizim hiç bir bilgimiz yok…
Gerçekten her şeyi bilen ve her işi hikmetle gören sensin sen…. dediler.”
Aczi itiraf, ispatı gereksiz kılmazdı. Kılmadı. Halife olarak yarattığı, kendinden ruh kattığı Âdem’e Allah,
“Ey Âdem, eşyanın isimlerini meleklere söyle!. dedi.”
Melekler önce yaratılmışlar, sayısı belirsiz yıllar evrende yaşamışlardı. Yeni yaratılan insan, ilâhî lütfa ulaşmış, melekleri bilgide aşmıştı..
“Âdem eşyanın isimlerini meleklere söyleyince”,
Allah:
“-Ben gökler ve yerde görülmeyeni biliyorum, sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim, diye size söylememiş miydim?”
buyurdu…
Böylece, o günün varlıklar dünyası, insanın üstünlüğünü duydu…

“Meleklere, Âdem’e secde edin, demiştik. İblis hariç, meleklerin hepsi secde ettiler. İblis kaçındı, büyüklük tasladı ve inkar edenlerden oldu.”
İnsan varlığı ikinci itirazla karşılaştı. Bu, aynı zamanda Allah emrine karşı idi. İtirazı yapan, melekler içinde bulunduğu halde melek olmayan İblis idi. İblis secde emrine uymadı. Bunun üzerine Allah ile Iblis arasında bir dizi konuşma oldu. Bu konuşmalar şöyleydi:

Allah,
“_Sana emrettiğim halde seni secdeden alıkoyan nedir?” dedi.
Şeytan,
“-Beni ateşten, onu çamurdan yarattın; ben ondan üstünüm, cevabını
verdi.”
İblis bu iddiasında haklı mıydı?
Ayeti incelediğimiz zaman görürüz ki Şeytan’ın “Âdem’i topraktan,
beni ateşten yarattın” sözünde doğruluk vardı. Fakat “Ben ondan üstünüm” sözü, kuru bir iddiadan öte, büyüklenmeye dayanan, Allah emrine karşı çıkıştı…
Şeytan melek değildi. Ateşten yaratılmıştı. Melekler içerisinde bulunuyordu.

Cinnîlerdendi. Âdem’e secde emrine kadar hissiyâtına dokunan bir teklif yapılmamış ve imtihan olunmamıştı. Şeytan bu ana kadar, Allah emrine göre mi, yoksa öz nefsinin isteklerine göre mi hareket etmekteydi? Belli değildi. Kendisi de bilmiyordu.

Secde

Allah’ın ihsânı ile Âdem, bilgide melekleri geçmişti. Fakat meleklerin bu üstünlük karşısında durumları ne idi? Henüz belli değildi.
Bu açmazı çözüme bağlayacak, meleklerin bilmediği, fakat Allah’ın bildiği sırları ortaya çıkaracak yeni bir olay oldu. Allah şöyle buyurdu;

Âdem’e secde emri verilince, bu emir Şeytan’ın hissiyâtına ters düştü.
Derhal kaçındı ve emri yerine getirmedi.
Şeytan, ateşin topraktan üstünlüğü gibi, iki madde arasında, aslında olmayan bir farklılık görmüştü. Her iki maddenin yaratıcısının Allah olduğunu itiraf etmesine rağmen; Âdem’in yeryüzünde Allah’ın halifesi
olması, Allah’tan bir ruh taşıması gibi asıl üstünlüklerini bilmezden gelmişti.

Âdem’de toprak, kendinde ateşten başka bir mâhiyet görmemiş,
diriden ölü, ölüden diri yaratan, bütün neziyetleri bahşeden Allah’ı maddeye mahkûm sanmıştı.

Görüşü maddeye takılmış, öteye geçememişti. Maddeyi tek ve gerçek
ölçü bilen her kafa, İblisçe bir yanılma içinde olacaktı…
İblis, anlayışı haktan değil, nefsinden almak istemişti. Bu anlayışla Adem’i bir basit çamur, kendisini de yükselen bir ateş niteliğinde görmüştü. Bu hâliyle yalnız Adem’e karşı değil, Allah’a karşı da benlik ve büyüklük duygusu içinde görünmüştü.

Allah’ın secde emrine uymayan, vahye akılla karşı çıkan, davranışında haklılık iddia eden, büyüklenme ve azgınlıkta inat gösteren Şeytan, her asinin acı sonuna uğrayan ilk yaratık oldu. Allah şöyle buyurdu:

“in oradan! Orada büyüklenmek sana düşmez, defol!. Sen alçağın birisin! Defol oradan. Sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lånet sanadır.
İsyan ve kibir cezasını bulmuştu; İblis, İblisce hareketinden ötürü nimet ve rahmetten ebediyyen kovulmuştu..

Allah emri karşısında büyüklenmek küçüklüktü. Büyüyecek olan, büyüklenmezdi. Büyüklenen, eninde sonunda küçülecek, alçalacaktı. Şeytan da böyle oldu. Melekler arasındaki yerini kaybetti.
Şeytan şaşırmıştı. Adem’den üstün olduğunu iddia ederken, melekler
arasındaki yerinden olmuştu. Kovulmuştu. Hayatını da kaybetme endişesine düşmüştü. Allah’a yalvardı:

“-İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver.” dedi.!!
İblis, insanların tekrar dirilecekleri güne kadar mühleti alırsa, ölümden kurtulacağına inanmıştı. Biliyordu ki, tekrar dirilmeden sonra ölüm yoktu. Allah Şeytanın ölümsüzlük isteğini “Belirli bir zamana kadar” kaydıyla cevaplandırmış ve şöyle buyurmuştu:
“-Sen mühlet verilenlerdensin!.”

Şeytan’ın Görevi

Şeytan arzusuna belirli bir ölçüde kavuşmuştu. Belirli güne kadar ya-
şayacaktı. Ama ne yapacaktı? Nasıl yaşayacaktı? Suçunu kabul edip affettirme yolunu mu seçecekti? Yoksa daha da azgınlaşacak ve azdıracakmıydı?

Şöyle dedi:
“-Beni azdırdığın için yemin ederim ki, senin doğru yolun üzerinde insanlara karşı duracağım; sonra önlerinden, arkalarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım, çoğunu sana şükreder bulamayacaksın.”
“-Yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim. Hâlis kıldığın
kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım.”
Şeytan, insanları azdıracaktı. Kendisine yoldaş arayacaktı. Bozgunculuk yapacaktı. Giderek artırdığı isyanı onu bu noktaya getirmiş, Allah’a karşı bu cüretkar plânlarını söyletmişti.
Allah, şeytanın azdırma plânlarını şöyle sınırladı:
“-Kullarım üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır.”
“-Yerilmiş ve kovulmuş olarak defol. Yemin olsun ki, insanlardan sana kim uyarsa, sizin hepinizi Cehenneme dolduracağım.”
Adem’in yaratılışı nedeniyle tâbi tutulduğu imtihanda, hislerine kapılarak Şeytan’ın yüksek makamından düşmesi, elbette acı olmuştu. Ancak meleklerin kendisine hürmet secdesinde bulunduğu insan cinsinin, bu ilk büyük ve açık düşmanı Şeytan’ın izine, huyuna ve buyruğuna uyarak cezada Şeytan’a ortak olması, ondan çok daha acı olacaktı.
Düşüncesinde, işinde ve huyunda Şeytan’a karşı olan insan; “Allah’ın
kulu” sıfatını koruyacaktı…!

Ve Havva

İlk insan olarak Âdem yaratıldı. Âdem erkekti. Kendi cinsinden ve nefsinden eşi de yaratıldı. Artık evrende iki insan vardı biri erkek, biri dişi…
Dişinin yaratılış hikmeti, erkeğin onda, onunla teskin olmasıydı.”
Bu ilk insan ailesi Allah’ın şu emriyle karşılaştı;

“Ey Âdem, sen esinle beraber Cennette yerleş!…İlk insan ailesine Cennette yerleşme hakkı tanıyan Allah, onlara Cennet hayatlarının devamı için ögütlerde de bulundu:
“Orada olanlardan istediğiniz kadar, bol bol yiyin. Yalnız şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ikiniz de zulmedenlerden olursunuz.”
“Ey Âdem, doğrusu bu (İblis) senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi
Cennetten çıkarmasın. Sonra zahmet çeker, bedbaht olursun.”
“Doğrusu Cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın, orada ne susarsın, ne de güneşin sıcağında kalırsın..

İnsan’ın Cennet hayatı başlamıştı, devam ediyordu. Öte yanda, Adem’i kendi felaketine sebep bilen Şeytan, ondan öç almanın planları içindeydi..
Cennetteki nimetler yanında, konan bir yasak, Âdem’in (a.s) ve eşinin ilk imtihanıydı. Daha önce Adem’in (a.s.) yaratılışı ile melekler ve Şeytan imtihan edilmişti. Başlangıçta melekler itiraz etmişlerse de hemen Allah’a sığınmışlar ve secde emrine uymuşlardı. Şeytan ise secde emrine uymamış, isyan etmiş, imtihanı kazanamamış, başarısızlığından da Allah’ı sorumlu tutmuştu. Şimdi sıra insandaydı. Ne olacaktı?

Kendi başına kalsa belki başaracaktı. Fakat insan olmanın verdiği bir
takım açık noktaları ve Şeytan gibi sinsî bir düşmanı vardı.

İlk Günah

İnsan, nimete kavuştuğu, ya da yüksek bir makama ulaştığı zaman, ilk arzusu burada devamlı kalmaktır. Devamlılık arzusunda en haklı kişi, Âdem (a.s.) olmalıydı. Çünkü Cennet’teydi. Haklı olarak Âdem (a.s.) bu arzuyu duydu. Şeytan da onu bu noktadan vurdu. “Nihayet Şeytan onu fitledi:
-Ey Âdem, sana ebedîlik ağacını ve çökmesi olmayan devleti göstereyim mi?

-Rabbinizin sizi bu ağaçtan men etmesi, melek olmanız ya da burada temelli kalmanızı önlemek içindir.
-Doğrusu ben size öğüt verenlerdenim, diye ikisine de (yalan yere) yemin etti.
Şeytan, böylece onların yanılmalarını sağladı.”
Âdem (a.s.) ve eşi, melek olma veya Cennette ebedi kalma ihtimallerini duyunca, Şeytan’ın kendilerine düşman olduğunu unuttular. “Ağaca yaklaşma” emrinde sabırsızlık ettiler.” Ağaçtan yediler.
“Ağaçtan meyve tadınca; ayıp yerleri kendilerine açılıverdi ve üzerlerine cennet yaprağından örtüp yamamağa başladılar. Âdem Rabbine karşı geldi de şaşıp kaldı.”
Allah Âdem’e görevini hatırlattı ve savunmasını sordu. Şöyle buyurdu:
“Ben sizi o ağaçtan men etmemiş miydim? Şeytan’ın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?”

İlk Tevbe

Şeytan’a kapıldılar. Şeytan isterdi ki daha da kendisini izlesinler. Fakat Âdem (a.s.) ve eşi bu noktadan sonra meleklerin yolunu seçtiler. Şeytan’ı terk ettiler. Suçlarını itiraf ettiler. İnsanlık gösterdiler. Şöyle dediler:
“-Rabbimiz! Kendimize yazık ettik! Bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, biz (her şeyini) kaybedenlerden oluruz.”
Âdem (a.s.) ile eşi tevbe ederek Rablerine döndüler. Samîmiyetle bağışlanmalarını istediler. Allah da bağışladı;
“Çünkü Allah tevbeyi kabul eden ve esirgeyendir.”

Cennetten Dünyaya

Cennette başlayan insan hayatının ilk bölümü sona erdi. Âdem (a.s.)
ile eşinin sebep olduğu olay, insana Cennet öncesi dünya hayatını mecburi kıldı.
Allah Adem (a.s.) ile eşinin tevbesini kabul etti; fakat Cennet’te kalmalarına, Cennet şartlarının dışına çıktıkları için müsaade etmedi ve şu emri verdi:

“Kiminiz kiminize düşman olarak inin! Siz yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz. Orada yaşar, orada ölür ve orada dirilirsiniz.” Size bir yol gösteren gelecektir. Benim yoluma uyanlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir.”

Emre uydular. Yeryüzüne indiler. Ama nasıl? Bilmiyoruz. Bilinen bir gerçek vardır ki, o da Adem (a.s.) ile eşi yeryüzünde buluştular, birlikte yaşadılar. Rablerine birlikte şöyle dua ettiler:
“Eğer bize salih bir çocuk verirsen, yemin ederiz ki şükreden kimselerden olacağız.”
Şeytan kovulduğu zaman tekrar dirilme gününe kadar ömür istemişti.

Âdem (a.s.) ile eşi de dünyaya inince, Allah’tan çocuk istediler. Böylece, çocuklarında yaşamak dilediler.
Allah,
“İkisinden pek çok erkek ve kadın türetti.”
Yeryüzünde insanlar çoğaldı. Allah, Âdem’i (a.s.) çocuklarına peygamber yaptı.
Şeytan’a karşı insanı Allah, peygamberle korudu…
Şimdi hidayet Peygamberin; dalalet Şeytan’ın yoluydu…

İlk Kardeş KanI

Âdem (a.s.), gittikçe çoğalan ve yeryüzünü yerleşmeye uygun hale
getirmeye çalışan neslini, Allah’tan aldığı emirler yönünde yönetiyordu.
Cemiyet hayatı teşekkül etmişti. Hayat devam ediyordu.

İnsanın yaratılışında var olan zaaflar çok geçmeden kendini
gösterdi.34 Ve Adem’in (a.s) iki oğlu arasında insanlık tarihinin ilk adam öldürme, kardeş kanı dökme olayı meydana geldi. Rivayetlerde isimleri Hâbil ve Kâbil olarak bildirilen bu kardeşler arasındaki olayı,

Kur’ân-1 Kerîm şöyle açıkladı:
“Onlara Adem’in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat. İkisi birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti.
Kurbanı kabul edilmeyen:
-Yemin olsun seni öldüreceğim, deyince kardeşi:
-Allah ancak sakınanların takdimesini (kurbanını) kabul eder,
demişti.”
Yarışmada kaybeden üzülürdü, kızardı. Ama bunlarınki rastgele bir
yarışma değildi. Yaptıkları Allah’a kulluktu. Kulluğu kabul edilmeyen
kendisinde aramalıydı. Böyle olmadı. Kardeşini sorumlu tuttu.

Derin bir nefret ve kıskançlık duydu. Şeytanca bir hırsla:
“-Yemin olsun seni öldüreceğim” dedi.
Bunun hırsına, nefretine ve kıskançlığına rağmen, ötekinin uysallığı
ve temiz yürekliliği ve kendini savunuşu ne kadar dikkat çekiciydi:
“-Allah ancak sakınanların takdimesini kabul eder!”
“-Yemin ederim ki, eğer sen beni öldürmek için elini bana uzatırsan,
ben seni öldürmek için sana el uzatmam. Çünkü ben alemlerin Rabbi olan
Allah’tan korkarım.”
Bu iki kardeşin kişiliğinde, melek-şeytan kutuplaşması görülmekteydi. Azgınlığından Âdem’in (a.s.) ve Allah’ın sorumlu olduğunu söyleyen
Şeytan gibi, kurbanı kabul edilmeyen kardeş de şaşkınlığından kardeşini mes’ul sayıyordu.

Kardeşi ise, tehditten ve töhmetten değil, Allah’tan korktuğunu hatırlatmaktaydı. Bu haliyle Âdem’in (a.s.) varlığına karşı çıkan meleklerin, sonunda Allah’a sığınışlarına eş, bir teslimiyet göstermekteydi.

Biri şeytan gibi diretiyor, öbürü Allah’a yöneliyordu…
Kâbil öğütleri dinlemedi. Öldürme kastını gerçekleştirme yoluna girdi. Fiilen tecavüz etti. Son anda Habil mütecaviz kardeşine şöyle seslendi:

–Ben isterim ki, sen kendi günahınla benim günahımı da yüklenesin. Böylece Cehennemliklerden olasın. Zalimlerin cezası budur.”
Her ikisinin istegi de oldu.
“Kardeşini Öldürmekle nefsine uydu ve onu öldürerek zarara uğrayanlardan oldu.
Kabil Öldürmek istedi; öldürdü. Habil, kardeşinin cezaya uğramasını
diledi, o da oldu. Bu ceza Hz. Muhammed’in (a.s.) dilinde ifadesini şöyle
buldu;
“Zulmen Öldürülen her insanın kanının (günahIndan) Adem’in ilk
oğluna bir pay mutlaka ayrılır. Çünkü adam öldürmeyi ilk adet haline
getiren odur… >

Hábil ölmüş, Kabil katil olmuştu. Ortadaki ceset ne olacaktı?
Kim, nasıl kaldıracaktı?
Kabil şaşkındı. Öldürmekten pişman degil, ne yapacağını kestirememekten şaşkındı. Yol göstericisi bir karga oldu. İlk ölünün toprağa gömülüşünü Allah Kur’an’da şöyle açıkladı:

“Allah, kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek üzere yeri
eşeleyen bir karga gönderdi.
Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek için bu karga kadar
olmaktan aciz kaldım” dedi de ettiğine yananlardan oldu.”
Bu yanma, tevbe değildi. Tevbe olsaydı, kabul edilirdi.
Yeryüzünde Şeytan’a uyan ilk insan, Kabil oldu. Babası Adem (a.s.),

ilk peygamber, isyan ederek inananlar topluluğundan ilk ayrılan da
Kabil’di… O, hakkın karşısına batılı dikecek olan insanların öncüsü olmuş,
şeytan safında yerini almıştı.
Çocuklarının dünya hayatını giderek iyiye, güzele, refaha kavuştur-
mak için mücadele eden Adem (a.s.), bundan böyle tevhid mücadelesine
de başladı. Uzun ömrünü böylece tamamladı.
Fakat kesin netice alınamadı. Gelecek yıllara ve nesillere kaldı.

ilk İnsandan Bize
Âdem (a.s.) dünyadan göçtü. Ondan bize kalanlar şuydu:
Âdem (a.s.) ilk yaratılandı. İlk insandı.
Cennet ve dünya hayatını yaşayandı.
İlk hata yapandı.
İlk örtünendi.
İlk tevbe edendi.
İlk peygamberdi.
İlk tevhid mücadelesi verendi.
İlk evlât acısını tadandı.
İlk selamlaşandı.
Toprağı ilk işleyendi.
Sallallahu aleyhi ve sellem