Hazreti Muhammed’in (SAV) Çocukluk Dönemi Ve Gençliği

0
1046
Hz. Muhammedin (sav) çocukluk dönemi ve gençliği
Hz. Muhammedin (sav) çocukluk dönemi ve gençliği

 Hazreti Muhammed’in çocukluk dönemi ve gençliği hakkında bir yazı yazmak kolay ve basit bir şey değil ama, yine de dilimin döndüğünce yazmak ve sizlerle paylaşmak istedim.

Hz. Muhammed’in Doğumu

Peygamberimiz, miladi 571 senesinde, Mekke’yi Mükerreme şehrinde Rebiül-evvel ayının bir pazartesi günü, tan yeri ağarırken dünyayı teşrif buyurmuşlardır.

Peygamberimiz, babası Abdullah’ı doğumundan iki ay önce kaybetmiştir. Muhammed (s.a.v) adını ona dedesi vermiştir. Onun için kavmine ziyafet çekmiştir. Çocuğa niye Muhammed adını verdin diyenlere “Onu gökte Hak, yer de insanlar çok övecektir” diye cevap verdi.

Peygamberimiz (s.a.v) doğunca annesi onu yedi gün emzirmiş, fakat sonra sütü yetmediğinden, Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe emzirmeye başlamıştır. Daha sonra sütannesi Halime’ye verilmiştir.

Hz. Muhammed’in Doğumunda Bazı Olağan Üstü Olaylar Meydana Gelmiştir.

Kisra’nın sarayında on dört sütun yıkılmış, Mecusilerin tapındıkları ateş sönmüş ve Sava Gölü kurumuştur.

Hz. Muhammed’in Soyu

Peygamberimiz Arabistan’ın en asil ve köklü ailesi olan, Kureyş kabilesinin Haşimi oğullarındandır.

Annesi Amine ise, aynı kabilenin Zühre oğullarından Vehb’in kızıdır.

Hz. Muhammed’in Süt Annesi 

Peygamberimiz doğumu zamanında, Mekke eşrafı arasında bir adet vardı. Yeni doğan çocukları temiz havalı yerlerde kalan kabilelere göndererek, emzirtirler bu suretle, çocukların daha sıhhatli ve sağlam yetişmelerini temin ederlerdi. Bu adetten dolayı, etraftaki kabile kadınları, senede bir iki defa şehirlere inerek asilzadelerden emzirecek çocuk alırlardı.

Peygamberimizin sütannesi Halime de Muhammed’in doğumundan birkaç gün sonra, kendisi gibi birçok kadınla birlikte bu gaye ile Mekke’ye gelmişti. Halime’den önce Mekke’ye gelen kadınlardan hiç birisi yetim diye Peygamberimizi emzirmeye yanaşmamışlardı. Bu sırada Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalib Halime’ye rastladı. Kim olduğunu sorup öğrendikten sonra Muhammed’i almasını söyledi. Halime kocasıyla konuştuktan sonra ikna olup  çocuğu aldı. Evine geldikten sonra Halime’nin evinde bir değişiklik oldu. Her şey bereketlendi. O sene kabilede mevcut olan kuraklık sona erdi.Hayvanların sütü arttı. Herkes bu çocuğu sevmeye başladı.

Peygamberimiz iki yaşına gelince, Halime o’nu sütten kesip annesine götürdü. Fakat bu sırada Mekke’de hastalık vardı. Bu yüzden halime tekrar onu yanına aldı. Peygamberimiz dört yaşına bastığı zaman, ondaki bazı olağan üstü hallerden korkan Halime, Onu götürüp annesine teslim etti. Peygamberimiz süt annesini çok sever ona anacığım, anacığım derdi.

Hz. Muhammed’in Çocuk Dönemi Ve Gençliği

Peygamberimiz süt annesi Halime tarafından annesine teslim edildikten sonra, annesi ile iki sene kaldı. Altı yaşına bastığı bir sırada, annesi O’nu Medine’de bulunan kocası Abdullah’ın mezarını ziyarete götürdü. Medine’de yaşayan Neccar oğulları Abdulmuttalib’in dayıları oluyordu. Abdullah’ın mezarı da burada idi.

 Abdulmuttalib

Annesi Amine ile birlikte bir ay Medine’de kaldıktan sonra, Mekke’ye dönerken Ebva denilen köye gelince Amine hastalandı ve öldü. Peygamberimizi cariyesi ümmü Eymen, Mekke’ye götürüp dedesi Abdulmuttalib’e teslim etti.

Peygamberimiz, altı yaşından sekiz yaşına kadar, dedesi Abdulmuttalib’in yanında kaldı. Abdulmuttalib, saygıyla karışık bir sevgi ile torununu severdi.

Kureyş’in reisi olan Abdulmuttalib’in özel bir yeri vardı. Oraya kimse oturamazdı. Bu yere ancak Peygamberimiz dedesiyle birlikte otururdu. Ona mani olmak isteyenlere Abdulmuttalib “Bırakın oğlumu Vallahi onun şanı yücedir” derdi.

Peygamberimiz sekiz yaşına basmıştı. Dedesi Abdulmuttalib bir hayli yaşlanmıştı. Vefatının yaklaştığını anlamış, torununu kime bırakacağını düşünmeye başlamıştı. Abdulmuttalib’in on oğlu vardı. Bunlardan Ebu Talib. peygamberimizin öz amcası idi. Fakir ve hanesinin kalabalık olmasına rağmen, Abdulmuttalib, Peygamberimizin bakımını Ebu Talib’e vasiyet etti.

 Ebu Talib

Fakir fakat şerefli ve sözü dinlenen, saygı duyulan bir kimse idi. Peygamberimizi kendi çocuklarından daha fazla severdi. Onsuz bir yere gitmez, istirahat etmez, sofraya oturmazdı. Peygamberimizin oturduğu sofranın bereket kazandığını, yemek az dahi olsa kalabalık aile efradına kafi geldiğini görmüştü.

O sene Mekke’de kıtlık olmuştu. Halk Ebu Talib’in etrafına toplanarak onun yağmur duasına çıkmasını istediler. Ebu Talib, Peygamberimizi de yanına alarak, Kabe’ye gittiler. Etraflarını sarmış olan kalabalık bir topluluk içinde dua ettiler.

Peygamberimiz sırtını Kabe’ye dayayarak parmaklarını göğe kaldırdığı vakit, çok geçmeden hava bulutlandı ve yağmur yağmaya başladı.

Peygamberimiz 10-12 yaşlarında bir müddet çobanlık yaptı.

Peygamberimiz 12 yaşına bastığı zaman, amcası Ebu Talip bir ticaret kervanı ile Şam tarafına gidiyordu. Peygamberimiz de amcası ile birlikte gitmek istedi. O da, onun bu arzusunu kırmadı.

Kervan Busra namındaki kasabaya gelince konakladı. Orada bir manastır vardı. Bu manastarın Bahira adında bir rahibi vardı.

Rivayete göre, kervan manastıra yaklaşınca Rahip Bahira gördü ki, bulut kervanla birlikte hareket etmektedir. Kervan gelip bir ağacın altında konaklayınca, bulut da orada durdu. Bulut o zaman 12 yaşında bir çocuk olan Peygamberimizi güneşten koruyordu.

Bunun üzerine, Rahip Bahira hemen bir ziyafet tertip edip kervandakileri davet etti. Çünkü kervan içinde ahir zaman peygambere ait alametler görmüştü.

Rahip Bahira, Peygamberimize çeşitli sorular sordu. Aldığı cevaplar uygundu. En sonunda sırtını açmasını rica etti. Orada Peygamberlik mührünü gördü. Edeple öptükten sonra Ebu Talib’e, “Onu buradan ileri götürme. Çünkü yahudiler benim gördüğüm alametleri Onda görürlersa, Ona kötülük ederler. Onun geleceği çok önemlidir” dedi.

Ebu Talib, bunun üzerine daha ileri gitmedi. Alış verişini burada tamamlayarak, Mekke’ye döndü.

Haram Ayları

İslam’ın doğuşundan önce, haram olan Muharrem, Recep, Zilkade, Zilhicce aylarında savaş yapılmazdı. Ancak, daha önce başlayan ve bu aylarda devam eden harplere Ficar muhabereleri denirdi.

Ficar Harbi 

Peygamberimiz 20 yaşlarında iken Kureyş ve Kays kabileleri arasında bir savaş çıkmıştı. Bu savaş haram aylarda devam ettiği için ” Ficar Harbi” denildi. Bu savaşa Peygamberimiz de iştirak etmiştir. Bizzat harp etmemekle beraber, düşman tarafından atılan okları toplayıp amcalarına vermek suretiyle onlara yardımcı olmuştur. Kureyş’in galibiyeti ile sona eren savaş bir antlaşma ile son bulmuştu. Bu savaş Mekke’lilerin birçoğunu ahlaki zaafa uğratmış olup, Mekke sokakkarında can emniyeti bırakmamıştır. Öyle ki, Mekke’ye gelen yabancıların ırzı, namusu, malı, yağmaya uğruyordu.Bu durum karşısında iyi insanlar harekete geçti.

Peygamberimizin amcası Zübeyr bin Abdulmuttalib’in teşvikiyle, Haşim, Zühre ve Teym  kabileleri Abdullah bin Cüd’an evinde toplandılar. Aralarında bir anlaşma yaparak haksızlığa uğrayanları korumaya yemin ettiler.

Peygamberimizin de aralarında bulunduğu bu topluluğun yaptıkları anlaşmaya “Hılfül fudul” adı verilmiştir.

Hz. Muhammed’in Ticaret Hayatı 

Kureyş kabilesi öteden beri ticaretle uğraşırdı. Peygamberimizin amcası Ebu Talib’de bir tacir idi. Peygamberimiz de zaman zaman amcaları ile seyahatlere çıkardı. Amcaları Zübeyr ve Abbas ile Yemen seyahatine katılmış ticarette bir hayli tecrübe sahibi olmuştu. Ayrıca onun davranışlarındaki doğruluk şöhretini artırmıştı. Ticari davranışlarda doğruluk ve emniyetin örneği olmuştu.

Peygamberimiz 25 yaşlarına yaklaştığı sıralarda adi. Amcası Ebu Talib fakir düşmüştü. Ticaret kervanı kaldıracak durumda değildi. Yeğeninin ticaretle ilgilenmesini istiyordu. Bu düşüncesini Hz. Muhammed’e açtı. Ayrıca Huveylid kızı Hatice’nin bir kervan hazırlayıp göndereceğini, kervanın başına emin bir kişi aradığını, bu işe talip olursa, her iki taraf için de iyi olacağını anlattı. Hz. Muhammed de bu işe razı olacağını kendisine bir teklif gelirse değerlendireceğini söyledi.

Bu konuşma, Hatice’nin kulağına ulaştığında Hatice Hz Muhammed’in doğruluğunu duymuş olduğundan, eğer işini kabul ederse herkesin verdiği ücretin iki katını vermeyi kabul edeceğini bildirerek, haber gönderdi. Hz. Muhammed, bu teklifi kabul ederek kervanın başına geçti.

Hz. Hatice, kölesi Meysere’yi Hz. Muhammedin emrine vererek, Onu kendine ortak yaptığını, o ne derse sözünden çıkmamasını tembihledi. Kervan hareket etti. Busra’ya vardıklarında, bir zamanlar indikleri manastır yakınına indiler. Rahip Bahira ölmüş, yerine rahip nastura geçmiş idi. Rahip Nastura da Hz. Muhammed’in peygamber olacağını kutsal kitaplarda gördüğünü, bu niteliklerin kendisinde bulunduğunu Ona müjdeledi.

Peygamberimiz, Busra’da mallarını satarak Mekke’ye döndü. Umulandan fazla kar edilmişti. Bu işe Hz. Hatice çok sevindi. Hz. Muhammed’e itimadı kat kat artmıştı.

 Hz. Muhammed’in İlk Eşi

Hazreti Muhammed 25 yaşlarında idi. Suriye seyahatinden dönmüştü. Namuslu ve yüksek ahlakı ile şöhret yapmıştı. Hatice kendisine evlenme teklif etti. Hatice  peygamberimizin soyu ile beşinci atada birleşen asil bir ailedendi. Bu sırada 40 yaşlarında dul ve tahsilli bir kadındı.

Peygamberimiz kendisi gibi soyca ve ruhça asil, kendisinden 15 yaş daha yaşlı olan Hz. Hatice ile nikahlandı. Nikah Hz. Hatice’nin evinde yapıldı. Hatice’nin vekili Varaka bin Nevfel, Peygamberimizin vekili Ebu Talip idi.

Nikahtan sonra Hz. Hatice nikahtan sonra orada bulunanlara bir ziyafet çekti. Herkes neşe içinde evlerine döndüler.

Hz. Muhammed’in Çocukları

Peygamberimiz Hz. Hatice ile evlendikten sonra onunla mesut bir hayat yaşadı. Onun ölümüne kadar başka bir kadınla evlenmedi. Peygamberimizin ilk zevcesi Hz. Hatice’den iki oğlu Kasım ve Abdullah ve dört kızı Zeynep, Rukayye, Ümmü Gülsüm, Fatma olmak üzere altı çocuğu dünya ya geldi.

İbrahim’den başka bütün çocukları Hz. Hatice’den olmuştur. Yalnız İbrahim Mısırlı Mariye’den olmuştur.

Peygamberimize ilk çocuğu Kasım’dan dolayı ” Ebul Kasım” denir. Hz. Fatıma hariç bütün çocukları kendisinden önce vefat etmişlerdir.

Muhammed’ül- Emin Ne Demektir?

Hz. İbrahim ile oğlu İsmail’in yapmış oldukları kabe binası, zamanla gerek yağan yağmurlar, gerekse akan seller sebebiyle harap bir hale gelmiş idi. Kureyşliler bu harap binayı yeniden inşa etmeye karar verdiler. Tesadüfen kereste yüklü bir Rum gemisi bu sırada Cidde sahilinde kazaya uğramış parçalanmıştı. Kureyşliler bu geminin enkazını da satın alarak, Kabe inşaatında kullandılar. Geminin mimar olan kaptanı da bu inşaatta çalışıyordu. Bu suretle inşaatın yapımı süratle ilerliyordu. Her kabile kendisine tahsis edilen bir bölümü yapıyordu. Bütün Mekke eşrafı bu inşaata taş taşımışlardı. Hatta peygamberimiz de bu inşaatta bir işçi gibi çalışmış, omuzu ile taş taşımıştır.

Duvarlar yükselip sıra Hacer-ül Esved’i yerine koymaya gelince, anlaşmazlık çıktı. Her kabile bu şerefli işin kendisinin yerine getirmesini istiyordu. Bu meselede anlaşamadıkları için nerede ise iş kavgaya dönüşüyordu. Bu sırada Ebu Ümeyye bir teklifte bulunarak, Safa kapısından ilk girecek kişiyi hakem yapalım, onun görüşüne itiat edelim, dedi. Herkes bu teklifi kabul etti. Bu sırada tesadüfen güvenilir kişi demek olan Muhammed ül- Emin yani Hz. Muhammed çıka geldi.

Hacer ül-Esved

Kendisine teklif edilen bu görevi, hiç kimseyi kırmayacak şekilde halletti. Sırtındaki ridasını çıkararak yaydı. Hacer ül-Esved’i ortasına koydu. Her kabilenin büyüklerinden birer kişi çağırdı. Ridasının uçlarından tutturarak, taşı yerine kadar taşıttı. Orada bizzat eliyle yerine yerleştirdi. Bu hakemlikten herkes memnun oldu. Bu arada Peygamberimiz 35 yaşlarında idi.

YORUM YOK

CEVAP VER